özgürüm ve ne yapacağımı bilmiyorum bilmiyorum bu yaftayı ellerimden nereye süreceğim giydiğim her mevsim döküyor kabuklarımı döküyor ve çamur çürüksü kokusuyla boynuma, koynuma, ayağıma değdiğinde içerikten yoksun uzanıyorum yana yakıla yana yakıla eksiliyorum yaşadıkça günlerden -dönüyorum durmadan o ilk kanıya- o ilk kanıya yani karşı oluşlara yani kopmak için bile bağlarından yeniden bağlanmaya ait olduğun yermiş olduğun yer aslında elde var hep sıfır hep sıfır olsa da -acaba diyorum acaba- bu daha mı zor sanki gerçekle yüzleşememekten?
özgürüm ve ne yapacağımı bilmiyorum bilmiyorum bu yaftayı ellerimden nereye süreceğim giydiğim her mevsim döküyor kabuklarımı döküyor ve çamur çürüksü kokusuyla boynuma, koynuma, ayağıma değdiğinde içerikten yoksun uzanıyorum yana yakıla yana yakıla eksiliyorum yaşadıkça günlerden -dönüyorum durmadan o ilk kanıya- o ilk kanıya yani karşı oluşlara yani kopmak için bile bağlarından yeniden bağlanmaya ait olduğun yermiş olduğun yer aslında elde var hep sıfır hep sıfır olsa da -acaba diyorum acaba- bu daha mı zor sanki gerçekle yüzleşememekten?
denemenin ardında edebiyat yazıları hece yayınları
denemeyi deniyorum.
türkçede. yaşayışında benden önce onu denemişlerle. şimdi deneyenlerle, ileride deneyeceklerle.
yaşayışımdan başka neyim olabilir denememde? kitaplardan kırptıklarımı nasıl deneyebilirim, yaşayışında kullanmadan? ve, bir insana baktığımda, gözlüğümün merceğinde olmayanı tutar da nasıl denememe katabilirim?
ansiklopedik bilgi yığınaklarına, kaygılarım olmayan, tadamadığım damgamı vuramadığım, kuşanamadığım, eskitemediklerime nasıl deneme diyebilirim?
denemem benim resmimdir,ardımda “türkiye hatırası” yaşayışımın anlamı varsa, başkalarının yaşayışına katkısı varsa, onların tepsini duyuyorsam, değiştirmeye yoruluyorsam, deniyorum. kendim için, kendimi denememle, nasıl deneyebilirim? ancak edebiyatı okuyabilenler yapabilir bunu.
yaşamın, en temelde, bağımsız, kendine yeterli olmaya çalışmanın süreci olacak — doğumda, tam bağımlıydın; sonda, ölümde ise, —başarabilirsen— tam bağımsız olabileceksin.ama, ikisinin (doğum ile ölümün) arasında, hep bir gelişme olacak yaşamın : bir 'ilerleme' değil; şu ya da bu yönde, bir gelişme...kendine yeterli olma, bağımsız olma yönünde ise, gelişmen, hep, başka kişilerle kurduğun ilişkilerin içinden geçerek yürüdüğün bir yol olacak.bağımsızlığın, bağımlılıklardan geçecek.yaşamını, ancak bağımlılıkların içinde bağımsız kılabilirsin — ki, yaşamı özgürleştirmen, onu, sürekli, bir yerlere bağlayıp, sonra, o yerlerden koparabilmen olsun.yaşam, kopmadan kurtulamaz — ama bağlanmadan da kopamaz. yaşamında kurtuluş, hep, bağlanıp —kendini bağlayıp— sonra, hep, bağlarını koparman olacak.
yalnızdık buluttan siluetler kanar gibi yaz güneşi bir bardak soğuk suya. çalınmış zamanlarımız onlar zaten hep vardı hesabını sormayı büyümeye sakladığımız... banu özbek
tutuştu hasret yangınları. dumanında çevriliyor bedenim. ne yaşlar durakladı yanağımda ne de yaşlar sustu yüreğimde. gel ey susuzluğumu selleştiren! kurut bu yaş acemiliğimi. gebersin acının sarmaladığı bekleyişler.
ayaklarım geri dönememenin ağıtlarını bırakıyor avuçlarıma.kalbim kaburgamı dövercesine atıyor. kanımın üşümeleri parmak ucumda ısınıyor. şu başımdaki titreme hangi kollarda sonlanır? kanatsız kuşların konakladığı kafesimdeki leşler gibi çürümüşlüğüm. ama korkmuyorum artık. kokumun rüzgara karışmasından korkmuyorum.
tuttum acımın elinden. oturttum adımda bıraktığın boşluklara. yavaş yavaş sökülüyorum hasretinin çaktığı suskunluk tahtasından. sesime sağırlaşan gece duysun beni. bakışlarımın uzanışına zincirlediğim öfkemle yıkılsın önümdeki darağacı. kandırmıyorum kendimi. kanmıyorum da kimseye. ah bu hiç-kimseler. gitmiyorlar benden başka kimseye!
zaman inler oyar içimde her birinde ayrı bir gizim taşlar, kayalar… deliksiz bir uykudadır manzara baharı resmeder üzerimde güneş kim görür ki kaldırımlara ne yazar, adımlarımda biraz kan, biraz talan…
ıı. -anlamak-
mütemadi soluklarla rüzgâr, tehditler biriktirir ensemde. oysa hayat bir ölüm kadardır; koyu, ani ve bilinmeyen ve ölüm bir hayat kadardır; ucuz, asi ve beklenmedik
/sevgilinin sus hali çehreme özlem şarabı içirirken, bozulmuş bir saat gibi tekliyor gece /
dilimin yayı gerilmişken ve fırlamaya hazırken dudaklarımdan peçesi düşmemiş kelimeler, sessizlik kör bir duvar gibi gerildi karşıma. azad kabul etmez, nüshası temize çekilmeyecek bir boşluk -yokluğun- şölenine engel ayışığının.
küflü bir makasla kesiyorum sanki tenimi. kopan her parçamı el çabukluğuyla dikse de cinlerin şahı, yüzgöz olmaktan kurtulamıyorum vesveselerimle.nerdesin ey? nerelerdesin? yanımda olmaklığın ne kadar önemli şu vakitte. renkler siyah kesilmişken aymaz bir özentiyle, kederle mayalanmaya gücüm yok. savaş sonrası yaralanan atlar gibi kesik kesik soluyorum. canımın acısından mı yoksa ölüme mahkum edilmişliğimden bu hal bilmiyorum. tek bildiğim, bir kuyunun içindeyim, kuyu benim içimdeyken.
kendime kustuğum tütün merhem değilken yazgımın hesabı kesilmiş kıyametine, bir sana dokunasım var gözlerimle. bir senin ırmağında yıkayasım var, lehçesinden kan sızan yalnızlığımın açtığı parantez arası delirmelerimi.
nedendir bilinmez bu soğuk kış akşamı gördüğüm düşün etkisiyle uyanmamın sebebi? bilinmişliklerle saklı kalınmış olan, armağan niyetindeki şeker buklesini andıran, yoksulluk sınırına bakan kasabanın sıcak insanlarıdır belki. hayat bu şekilde mi başlamıştı? yoksa ben hep böyle mi kalmalıyım. acıyı tatmak budur işte.bununla birlikte kimseye muhtaç olmamak. herşeyin kilitlendiği nokta buydu. düşümdeki rüya. düşümüzdeki rüya. hayat düştü.düş yakamdan.
sonsuz bir nitelik hesabı yapıyorum kendi kendime. nedendir bilinmez ama hoyratın saklı kalmış bir bıçak bileme ustası olduğunu görmek, görmek bu kadar zormuydu hayatın adil olmadığını. kimisi hayatının peşinde koşarken, kimileri ise kendi hayatının peşinden başkalarını koşturur. bu işte. dünya dönüyor, zaman geçiyor.